Archive for ‘Sosyal Tespit’

1 Mayıs 2015

Rahat Kavramı

Rahat nedir, ne değildir, kimler rahat olabilir, neden rahat olabilir ya da olamaz kavramlarına açıklık getirip, süslü cümleler kurmaya çalışarak siz sevgi pıtırcığı okurları sıkmadan geçen gün şahit olduğum tirajikomik bir olayı şuracığa taşımak istedim.

Şöyle ki, işe giderken üçevler çalı sapağında kırmızı ışıkta beklerken (motosikletimleyim bu arada) arkama yanaşan bir motosiklet gördüm dikiz aynamdan. Arkamı dönüp baktığımda, 40-45 yaşlarında, kasksız, herhangi bir ekipman olmadan günlük kıyafetlerle (pantolon gömlek) motosiklete binmiş bir abi, bir elinde poğaça yiyor bir eliyle de gidonu (dirensiyonu) tutmuş yeşil ışığın yanmasını bekliyor.

Göz göze geldik, önüme dönüp lambalara baktım sonra bu abiyi dikiz aynasından tekrar gözlemlemeye devam ettim. NŞA’da birinin bize baktığını gördüğümüzde, acaba anormal bir durum mu var diyerekten ufaktan bi silkeleniriz ya da biraz ciddi dururuz. En azından ben öyleyim. Mesela, yemek yerken, konuşurken ya da benzer eylemler gerçekleştirirken birinin bana baktığını gördüğümde acaba anormal bir durum mu var, yüksek sesle mi konuştum, fermuarım mı açık kaldı diye kendi kendime düşünürüm.

Fakat bu abi hiç istifini bozmadan elindeki poğaçaya hunharca ısırıklar atıp yiyor kendisine baktığımı gördüğü halde hiç bir şey olmamış gibi rahat davranıyor ve halinden gayet memnun bir şekilde yeşil ışığın yanmasını bekliyor. Bu arada bana garip gelen bir şeyler yemesinden ziyade, motosiklet gibi iki tekerlekli bir araçta kasksız ekipmansız bir şekilde (trafiğin bol olduğu bir yolda) kahvaltı etmesiydi. 

Derken yeşil ışık yandı ve diğer araçlarla birlikte çalı yoluna doğru hareket ettik. Abimiz elindeki poğaçayı yiyerek bizi solladı ve gözden kaybolacak şekilde bastı gitti.

Acaba kim anormal diye düşünerek yoluma devam ettim.

Reklamlar
1 Mart 2015

Her şey

İş görüşmesi için çağırıldığım şirkete cillop gibi giyinip gittim. İlk izlenim çok önemliydi, en yetkili patronun karşısına çıkıp gayet kendinden emin tavırlarla, öksürmeden, gıcık tutmadan adeta başbakanlıktan cumhurbaşkanlığına terfi etmiş insan gibi hitabeti düzgün bir şekilde kendimi ifade ettim. Ama yalan atmadım tabiisi.

Ben anlattıkça patron gülümsüyor, anlattıklarımı doğrularcasına; ”evet, haklısın, bence de, katılıyorum” gibi kelimelerle beni destekliyordu. Derken benden yapmamı istediği şeyi söyledi. Şey derken; Her şey. Evet, patron benden her şey yapacağız seninle diyordu. – Eeöö olur evet tabi diyerek patronu onayladım. Allahın izniyle her şeyi yapacağız dedi, evet dedim. Sırayla ama dedi, evet Serdar bey, sırayla dedim. Oldu o zaman dedi ve benimle tokalaşarak hayırlı olsun dileklerini iletti ve işine döndü. Sap gibi kala kalmıştım koskoca işletme içerisinde, çalışanların bana baktığını fark ediyordum ama onlarla göz göze gelmemeye çalışıyordum.

Aslına bakarsanız sevgili okur, şirkete labratuar ve kalite işleri için çağırılmıştım. Hem kimyasal analizleri yapacak hem de kalite sistemi kuracaktım. Şirkette çalışan, benim için aracı olan arkadaşın bana söylediği buydu yani. Birkaç saat sonra şirket çalışanlarını kendi yöntemlerimle tanımaya başlamıştım. Sosyal tespit yapmayı seven bir birey olarak az çok kim, kiminle, nerede, ne yapıyor sorularına cevaplar bulmuştum. Tabiri caizse b*ku yemiştim. Şirket içerisinde gezerken yan yana çalışan iki tane elemanın aralarında yaptığı konuşmaya kulak misafiri olmuştum.

Önündeki malzemeleri paketleyen adam yanındakine, bu kimmiş lan dedi. Ağzında sönmeye yüz tutmuş, külü en az 5 cm olmuş sigarasıyla dudak hareketi yaparak ”yeni müdürmüş olum” dedi ve ”ehiyk ehiyk” diye tamamlayıcı bir şekilde ”seni s*kmeye gelmiş” dedi pis pis sırıtarak. El hareketi çekmeyi de ihmal etmedi. Sonra kendi aralarında gülüşmeye başlarken yanlarından geçip gittim.

Daha önce çalıştığım kurumsallaşma aşamasında olan şirketten ziyade, kurumsallaşma aşamasında bile ol(a)mayan bir şirket olduğunu anladım. Adana Kiremithanespor Süper Lig şampiyonluğuna ne kadar uzaksa bu şirkette kurumsallaşma kelimesi o kadar uzaktı.

Gördüğüm bir başka tirajikomik olay ise sevgili okur; yemekhaneye gideceğim sırada, ambar görünümlü giriş kısmından dışarıya doğru yürümekte olan bir çalışana, diğer bir çalışanın forklifti üzerine sürmesiydi. Şirket çalışanı üzerine sürülen forkliftten kaçarken, forkliftin üzerindeki çalışana hayatımda hiç duymadığım çok yaratıcı bir küfür ederek yapılan eşek şakasını sonlandırıyor ve iki çalışan da birbiri ile yarış edercesine kahkaha atıyorlardı.

İnat biriyim bilen bilir. Kafaya koydum ben bu işin üstesinden geleceğim diye. Hem inat biri olduğum için, hem de benim eşek kafalı ile bir yuva kurma hayalimizin vermiş olduğu gazla kendi kendime söz verip bu şirkette de uzun yıllar çalışmayı istiyordum. Ne olursa olsun ben bu şirkette bir şeyler yapacaktım. Serdar bey’in de dediği gibi; her şey. Şeyler dünyasında kendini bulmaya çalışan bir birey olarak biraz kafam karışsa da çok şey yapmamak lazım dedim. Derken Cuma günü gelip çatmıştı. Cuma gününün sonuna doğru gelen muazzam mutluluk kendini hissettirmeye başlamış, saat 17:00’a doğru içimde kelebekler uçuşmaya başlamıştı. Daha perşembe sabahından yol yapmaya başlamıştım Serdar bey’e. Beşiktaş Liverpool maçını izleyip izlemediğimi sorduğunda, saat 20:30 demeden yorgunluktan uyumuşum abi dedim. Bu da benim Cumartesi günü işe gelmeme vizemin ta kendisiydi. Cuma akşamı saat 18:00 gösterdiğinde Serdar bey’in odasına çıkıp – eeööö şey, abi, yarın Cumartesi ama çalış… diyeceğim anda Serdar abi, sen yarın dinlen diyerek beni mesut bahtiyar etti. Sevinçten çılgına dönmüştüm, forklifte binip tüm çalışan personeli önüme takarak kovalamak istiyordum o derece.

Güzel bir Cumartesi sabahı, yukarıda ”benim eşek kafalı” diye bahsettiğim sevdiceğimle beraber sümbüllü bahçe konağında kahveli, patates kızartmalı ve zeytin yağlı dolmalı kahvaltı ettikten sonra kapitalist kültürün cirit attığı zafer plaza denen avm’ye gidiyoruz. Bimeks mağazasının beyaz eşya reyonunda gezerken, sevdiceğim çift kapılı buzdolaplarını ve bilmemkaç programlı çamaşır makinelerini gösterirken ben bebek arabasını hep hesaplı beyaz eşyalarına doğru sürüyorum. – Aşşşkıımmm baaaak diyor, No Frost dolapları gösteriyor. Ben, – Ha, he, nerede, hani aşkım diyerek geçiştirip D&R mağazasına gitmeyi teklif ediyorum. Hedef şaşırtma çabalarım bir işe yaramıyor ve televizyon reyonlarına yöneliyoruz. Bir aile faciası çıkmadan Cumartesi gününü de güzel bir şekilde geçiriyoruz.