sevdiceğimle mudanya hatırası

Sevgilimle, Cumartesi akşamından, Pazar günü ney yapabilirizi konuştuk. Hafta sonları avm’lerin sıkıcı havasından bunalmış, dışarıda zaman geçirmek istiyorduk. Zaten vizyonda da bok gibi filmler vardı. Bu yıl kış mevsimi çok uzun sürmüş, adeta gitmek bilmeyen davetsiz misafir havasındaydı. Bazen kar yağıyor, bazen hava açıyor, bazen lodos ve bazen de muson yağmurları gibi ortalığı sel götürüyordu. Pazar gününün hava durumuna baktığımızda güneşli ve hava sıcaklığı 13° gösteriyordu. Şubat ayında bu hava Şam’da kayısı gibiydi.

kayısıİçişleri bakanı, pazar günü Mudanya’da balık yemeyi uygun görünce bana laf etmek düşmezdi tabi. Sevgili sözü dinleyen, halk dilinde ”Hanım Köylü” edasıyla;
– eee olur tabi aşk, neden olmasın.
deyiverdim. Cumartesi akşamından hazırlıklarımızı yaptık, ben hem dijital hem de polaroid makinemi ve filmleri, hatun da selfie çubuğu, kumandası ve pillerini çantasına koyup ikimiz de yarın olmasını bekliyorduk. Hemen bilgisayarımı açıp Mudanya’nın son halinin fotoğraflarına baktım, nereleri gezeriz, nereleri fotoğraflarız, ne yer ne içerizi kurdum kafamda. Sonra da içimden Türkücü Gülşen’in o takdire şayan şarkısını mırıldandım.

Neyse sevgili okur, giriş kısmını baymadan gelişmeye geçiyorum. Pazar sabahı karga bokunu yemeden ben Üçevler tarafından, Sevgili sevdiceğim ise Doburca tarafından yola çıkmak üzere, o çok sevdiğimiz yeşil otobüsleri kullanarak Acemler Metro istasyonuna vardık. Ben biraz erken gelmişim. İstasyonun üst tarafına çıkıp turnikelerin arkasında beklemeye başladım sevdiceğimi. Ben bekledikçe o gelmiyor, o gelmedikçe ben bekliyordum. Bu kısır döngü sonsuza kadar gidecek gibiydi. ”Bekleyen erkeğin hazin öyküsü” adında, durakta, kapıda, wc bayan tabelasının çaprazında sevgilisini bekleyen erkeklerin sesi olacak bir kitap yazma düşünceleri beynimin en ücra köşelerine tecavüz etmeye başladı.

kitap kapağıTam yazacağım satırları düşünmeye başladığım bir anda, istasyonun köşesinde bir bankta oturan yaşlı, üzerinde aba yeleği olan, sarı çizmeli, kafasında balıkçı şapkası bulunan birinin bana doğru ”gülümselerek” baktığını farkettim. Sonra telefonuma bir mesaj geldi, mesaj yollayan sevdiceğimdi. ”İndim aşk geliyorum” yazıyordu. Askerlik süresi düşmüş uzun dönem er gibi sevindim yemin ediyorum. Telefondan kafamı kaldırdığımda az önce köşede oturan yaşlı amcanın yerinde olmadığını farkettim. İki dakika geçmeden sevdiceğim belirdi turnikelerin ardında, kartını okutup yanıma koştu, öpüşüp merhabalaştıktan sonra metroya doğru ilerledik. Hatun bana fotoğraf makinelerimi unutup unutmadığımı, ben de hatuna selfie çubuğu ve pilleri yanına alıp almadığını sorduğumuz anda, tünelin ucunda metro belirdi. Hemen atladık ve boş koltuklara oturduk. Kısa süren metro yolculuğunun ardından Geçit istasyonuna yani Mudanya otobüslerinin kalktığı yere vardık. İner inmez otobüse doğru koşar adımlarla ilerledik. Otobüs her zamanki gibi kapı ağızlarına kadar doluydu. Karga tulumba Mudanya’ya vardık.
Mudanya’nın girişinde, yarım ada balık lokantalarının hizasındaki durakta inip tertemiz deniz havası ve martı sesleri ile beraber yürümeye başladık. Sevdiceğimle beraber el ele yürüyor ve dalgaların karaya vuruşunu izliyorduk. Onun okulu, benim komik hayat hikayelerim derken balıkçı teknelerine doğru yaklaşmıştık. Balıkçı teknelerinden birinin yanında bulunan yaşlı adam dikkatimi çekti. Acemler istasyonunda karşılaştığım amcaya çok benziyordu, biraz daha yaklaştığımızda istasyonda karşılaştığım amca olduğunu farkettim.

yaşlı balıkçı

Bize doğru bakıyor, sanki yanına davet eder gibi gülümsüyordu. ”Tanıyor musun amcayı” diye sordu sevdiceğim, evet dedim. Nereden tanıyorsun peki? dedi, teyzem olur kendisi diyerek pis pis sırıtmaya başladım. Koluma hafif bir yumruk yedikten sonra yaşlı amcanın yanına vardık. Bir şey söylemeden yanındaki kayalara oturduk. Hatun denizi seyrediyor, ben de yaşlı amcanın denize attığı oltaya bakıyordum. Hiç konuşmadan öylece deniz manzarasına daldık. Martı sesleriyle hafiften esen rüzgarın uğultusu birbirine karışmış denizin kokusuyla soğuk hava ciğerlerimize kadar işlemişti. İhtiyarın yanında bulunan şarap şişesi dikkatimi çekti, üzerindeki yazının ”aşk şarabı” olduğunu farkedip kafaya diktim. İhtiyar fark etmeden ”lıkır lıkır” yudumluyordum şarabı. Sevdiceğim koluma vurarak beni durdurmaya çalıştı. Kafaya diktiğim şişeyi elime alarak sevdiceğimin ağzına getirdim ve onun da içmesini sağladım. Sevdiceğim kaşlarını kaldırıp ”yeter” dercesine bir mimik hareketi yaptı. Şişeyi sevdiceğimin ağzından çekip yerine bırakacağım sırada amcanın yerinde olmadığını farkettim. Hemen sevdiceğime dönüp ”amca yerinde y…” diyeceğim anda sevdiceğimin de yerinde olmadığını gördüm. Telaşlanarak ayağa kalktım ve başım deli gibi dönmeye başladı. Adeta gözlerime bir perde çekilmiş ve her yeri ”selofan” görüyordum.

selofan

Sevdiceğim neredeydi, amca nereye kayboldu, ayda hayat var mı sorularıyla doldu kafam. Etrafta ne varsa dönüyordu, çok boktan bir hal almıştı günümüz. Neyin kafasıydı bu, şarap mı çarpmıştı beni yoksa yıkanırken kuru yer mi kaldı da tüm bu olumsuzluklar üst üste geldi/geliyor. Kayalıklardan toprak zemine doğru yürümeye çalıştım fakat baş dönmesi ile aksi istikamete gitmişim ve ayağım takılıp denize düştüm. Pervasızca çırpınıp kayalıklara doğru yüzmeye çalışırken etraftaki tüm martıların tepemde bittiğini ve bağırışıp çağırıştıklarını farkediyorum, ”haram zıkkım olsun size attığım simitler, insan bi kurtarır .mına koyim” diye ağlamaklı ve göt korkusunun da tavan yaptığı bir ruh hali ile bildiğim tüm duaları okumaya başlıyorum. Kurtulmaktan ümidimi kestiğim bir anda sevdiceğim beliriyor kayalıkların arasında ve ”selfie” çobuğunu bana doğru uzatıyor.

”Bu ne kız” diyorum, ”Ölmeden önce selfie çekinirsin aşkım” diyerekten espri yapıyor ve teyzem diye sıfatladığım yaşlı amcanın intikamını alıyordu. ”hahaha çok komik” diyerekten çubuğa tutunarak kayalıklara doğru yaklaşıyorum ve denizden çıkıyorum. Üstüm başım sırıl sıklam olmuş kedi gibi silkelenip üzerimdeki suyu bir nebze atıyorum ama hala ıslağım. ”Ne oldu sana, nereye kayboldun, amcaya ne oldu” diye soruyorum. ”Tuvalete gittim aşkım” diyor sevdiceğim ve kadın milletinin tuvalet kültüründen şikayetlenip dakikalarca tuvaletten çıkmamalarından dem vuruyor. İki saat beklemiş tuvalet boşalsın diye. Çok çabuk unutmuştu beni tuvalet önünde beklettiği günleri. Az önce de hatunun tuvaletini beklerken az daha ölecektim. Tekrardan amcayı soruyorum sevdiceğime, ”Sen sarhoş olunca sana kahve yapmak için kulübeye gitti” diyor. İki yudum şarapta sarhoş olmuşum halüsinasyon görmüşüm haberim yok. ”Öyle deme aşkım çok sert şaraptı” diyerekten sıvamaya çalışsam da nafile. İnanmıyor sevdiceğim.

Ağzı ile içen tüm aşıklara selam olsun.

Reklamlar

One Comment to “sevdiceğimle mudanya hatırası”

  1. Bir adam var benim hayatimda. Her haline, her hareketine, her tavrına aşık olduğum; onsuz bırakın gülmeyi nefes almayi bile unuttuğum bir ada. Her sabah uyandigim da aklima ilk gelen ve hayatımda olduğu için her gün sukrettigim bir adam. Bakisina, gülüşüne kalbinin sicakligina omrumu verebilecegim bir adam. Babamdan sonra guvendigim tek adam her zaman yanimda olan elimi hic birakmayacagina inaandigim bir adam var hayatimda. Kısacası : bir ADAM var hayatımda. En büyük iyi’kim.