feminizm üzerine kısa bir makale

Feminizm kelimesi ilk olarak Fransız ütopik sosyalist ve filozof Charles Fourier (1772-1837) tarafından ‘féminisme’ olarak türetilmiştir. Fourier, 1808 yılında kadın haklarının genişletilmesinin bütün sosyal ilerlemenin ana ilkesi olduğunu iddia eder. Hatta bu düşüncesi komünist toplulukların kuruluşlarına kaynaklık etmiştir. Bir nevi, feminist eylemler ve günümüz komünist parti örgütlenmelerinin iç içe olmasının temelleri de bu sayede atılmıştır da diyebiliriz.

Feminizm batıda Fransız devrimi (1789) ile birlikte kadınların seçme ve seçilme hakkı, mülkiyet hakkı kadın özgürlüğü kavramı çerçevesinde savunulmuştur. Bu çerçevede çeşitli eylem ve reformlar sonucunda kadınlar bazı haklar elde etmiştir. Feministler bu hakları elde ettikten sonra özgürlüklerinin yalnız bu haklarla sınırlı olmadığını, asıl sorunun erkeğin kültürel egemenliği olduğunu savunarak mücadelelerine devam etmektedirler.

Tarihsel açıdan feminizm 1. Dünya savaşı öncesi ve 1968 sonrası olmak üzere iki döneme ayrılmıştır. Bu hareket bir çok kadını bir araya getirmiş kadın-erkek eşitsizliğine karşı bir eylem yapılması gerektiğini savunmuş ve bu konuda b/ilgisiz kadınları da örgütlemiştir. Bazı alt feminizm dallarını Ekofeminizm, Fransız feminizmi, Radikal feminizm, Liberal feminizm, Lezbiyen feminizm, Marksist feminizm, Sosyalist feminizm, Pop feminizm, İslamcı feminizm, Ruhsal feminizm, Maddi feminizm, Postmodern feminizm, Varoluşçu feminizm, Pro-seks feminizm, Post-kolonyal feminizm, Amazon feminizm, Kültürel feminizm, Anarko feminizm, Üçüncü dalga feminizm, Kadınizm (kadıncılık) ve bireysel feminizm olarak sıralayabiliriz.

Feminizmin kısa tarihçesini çeşitli kaynaklardan yararlanarak özetledikten sonra ülkemizde bir popülerleşme aracı olarak kullanılan bu akımın bir ‘erkek düşmanlığı’ ya da ‘erkeği itibarsızlaşma hareketi’ olarak algılanmasının başlıca nedenlerini kendi sosyal çevremdeki bazı arkadaş ve arkadaş gruplarının düşüncelerini hakkım olmayaraktan yorumlayıp kaleme aldım.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, bu yazıyı yaklaşık bir buçuk ay önce özel bir belgelendirilme kuruluşunda görev yapan baş denetçi bir abimin bana, Bursa adliyesinde hakim olan sn. Önder Kanyılmaz’ın yazmış olduğu Erkeğin itibarsızlaştırılması (feminist düzen) isimli bir kitabı tavsiye etmesi üzerine daha hiç kitabı okumadan sadece kapağına ve arka kısmındaki yazıyı okuyup esinlendiğimi söylemek istiyorum. Yani sadece bir kitap ismi ve kitap kapağından feyz alarak yazıyorum. Kitabı okumamamın sebebi tamamen kendi radikal düşüncelerimden yola çıkarak (hiçbir görüş ve fikirden etkilenmeden) sadece tanıdığım yakın çevremde olup bitenlere mantıklı bir yorum yapabilmektir.

28 yıllık hayatımda bir çok ilişki, evlilik, arkadaşlık ve gruplaşmalara şahit olmuş bir birey olarak kadın ve erkek arasındaki en büyük sorunun karşılıklı iletişim eksikliği, gereksiz ön yargı, birinci olabilme savaşı, baskı kurma çabası ve saymakla bitmeyecek onlarca beklide yüzlerce ikili ilişkileri olumsuz etkileyecek davranışlar olduğuna karar verdim.

Büyük bir heyecanla başlayan ikili ilişkiler çeşitli nedenlerden ötürü bitiyor ve aradaki sevgi bağı karşılıklı ya da tek taraflı nefrete dönüşüyor. Genelde erkeklerde yeniyi bulma çabası, kadınlarda da feminist duygu filizlenmesi başlıyor. Feminizm’in kelime anlamı her ne kadar kadın haklarının korunması temeline dayansa da ülkemizde bu durumu bir erkek düşmanlığı olarak benimseyen bir çok kadın var.
Satırlar dolusu yazıp/çizmektense bir ilişkiyi, aşkı, sevgiyi yürütemeyen kadınlara öncelikli tavsiyem; feminizm’in bir erkek düşmanlığı olmadığını, feminizmin bir kadın dayanışması ve kadın haklarının korunması temeline dayandığını ve feminizm hakkında yeterli bilgiye sahip olmaları gerektiğini tavsiye ve rica ediyorum.

yararlanılan kaynaklar: wikipedia, ekşi sözlük, bianet.

Reklamlar